21 Eylül 2017 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > İBRAHİM SEDİYANİ > İskandinavya Gezisi - Göteborg
İBRAHİM SEDİYANİ

İskandinavya Gezisi - Göteborg

12.09.2017 18:03:00 12 14 16 18 yazdır
Yazar : İBRAHİM SEDİYANİ
Älska mig när jag minst förtjänar det, för det är dags att jag behöver det mest.

(En az hakkettiğim zaman sev beni, çünkü en çok ihtiyacım olduğu zaman odur.)

İsveç atasözü


     İsveç'in Kuzey Denizi kıyısındaki Hallanda (İsv. Hallands län) ilinin Varbergilçesine bağlı Värö nahiyesinin sadece 51 kişinin yaşadığı Nyebro köyünde kahvelerimizi içip sigara molası vermiş, biraz da çocuk parkında çocuklar gibi oynayarak hem güzel vakit geçirmiş hem de dinlenmiştik.

     142 km uzunluğunda bir akarsu olan Viskan Nehri üzerinde kurulu bu köyün hemen otoban kenarında bulunan park alanında dinlendikten ve yeniden güç ve enerji depoladıktan sonra, yolumuza devam ediyoruz.

     Rotamız değişmiyor. Parola aynı.

     Vikingler'in parolası: Kuzeye, kuzeye, daima kuzeye?

     İsveç kırsalını sağımıza, 7 ülkenin topraklarına kıyısı olan Kuzey Denizi'ni solumuza, 6 ay gündüz 6 ay gece yaşanan Kuzey Kutbu'nu önümüze, 6 ay dostluk 6 ay düşmanlık yaşanan Almanya ile Türkiye'yi ve ikisi arasındaki siyasî krizleri de arkamıza alarak yolculuk ediyoruz.

     Yeniden yola verdikten sonra, sırasıyla SunväraAmbjörntorpLunden,KällstorpBrynestenenHolmas ve By köylerini ardımızda bırakıyoruz ve yolumuzuStröan Nehri'nin mavi suları kesiyor.

     Ströan, bizim İsveç'te gördüğümüz 15. nehir oluyor. Toplamda ise bu gezide gördüğümüz 21. nehir durumunda.


     Irmağın öte (kuzey) yakasına geçince Stråvalla köyü selamlıyor bizi. ArdındanStocken köyü geliyor ve burada yeni bir akarsu, Löftaån Nehri çıkıyor karşımıza.

      Nehri geçtikten sonra AlmedalFringshultBurhultetAvenFuråsenLanda veSjöaliden köylerini geride bırakıyoruz.

     Daha sonra iki güzel gölün tam arasından geçiyoruz. İlk karşımıza çıkan ve yolumuzun sol (batı) tarafında yer alan gölün ismi Ölmevalla Gölü (İsv.Ölmevallasjön), sonraki ve yolumuzun sağ (doğu) tarafında yer alan gölün ismi iseTorpa Gölü (İsv. Torpasjön).


     Ölmevalla ve Torpa, İsveç'te gördüğümüz 2. ve 3. göller. Toplamda ise bu gezide gördüğümüz 6. ve 7. göller.

     İlk karşımıza çıkan ve yolumuzun sol (batı) tarafında yer alan Ölmevalla Gölü (İsv.Ölmevallasjön), oldukça güzel bir göl. 0, 264 km² büyüklüğündeki bu gölün ortalama derinliği 5 m 90 cm. Gölün en derin yeri 16 m 20 cm; yani bizim boyumuzu aşıyor ama İsveçliler uzun boylu oldukları için onların boyunu aşmıyor.

     Gölün etrafındaki topraklar, genellikle tarım arazilerinden (% 38), açık alanlardan (% 34) ve ormanlardan (% 22) oluşuyor.

     Bir ara test amaçlı yapılan balıkçılık esnasında gölün içinde levrek ve pike gibi balıklar yakalanmıştır. Sonra bu balıklar afiyetle yenmiştir.


     Gölün ismi olan "Ölmevalla" kelimesini sakın haa, Türkçe bir ifade olarak düşünmeyin! Yani bu göl bize "Ölme valla" (Sakın ölme haa) diye yalvarmıyor. Bu bir İsveççe ifade ama ne anlama geldiğini ben de bilmiyorum. Göllerin insanlara "Sakın beni öldürmeyin" diye yalvarması mantıklı olur ama göllerin insanlara "Sakın ölmeyin" diye yalvarması benim mantığıma ters geliyor. Biz ne kadar çok ölürsek onların o kadar çok yaşayacaklarını göller de, nehirler de, ağaçlar ve bitkiler de iyi biliyorlar çünkü.

     Ondan sonra karşımıza çıkan, bu gölden nerdeyse üç katı daha büyük olan ve yolumuzun sağ (doğu) tarafında yer alan Torpa Gölü (İsv. Torpasjön), aynı şekilde çok güzel bir göl. 0, 403 km² büyüklüğündeki bu göl, denize yaklaşık olarak 3, 5 km gibi kısa bir mesafede bulunuyor.


     Gölün etrafındaki topraklar, genellikle ormanlardan (% 58) ve açık alanlardan (% 24) oluşuyor.

     Bir ara test amaçlı yapılan balıkçılık esnasında gölün içinde levrek yakalanmış ve afiyetle yenmiştir.


     Devam ediyoruz yolculuğumuza?

     Gölleri geçtikten sonra sırasıyla Torpa KvamGamlegårdHäleklev ve Äskatorpköylerini geçiyoruz ve yolumuzu Hovmanneån Nehri'nin mavi suları kesiyor.

     Nehri geçtikten sonra bizi Torkelstorp köyü selamlıyor. Daha sonra ise Hanhals veHoberg köylerini geçiyoruz ve yolumuzu Rolfsån Nehri'nin mavi suları kesiyor.

     91 km uzunluğunda küçük bir ırmak bu.

     Sten Gölü (İsv. Stensjön) isimli gölden doğuyor ve batıya doğu akarak sularınıKuzey Denizi'ne bırakıp akıntısını tamamlıyor.


     Nehri geçtikten hemen sonra başka bir nehir daha kesiyor yolumuzu. Bu da,Kungsbackaån Nehri.

     45 km uzunluğunda küçük bir ırmak bu.

     Nehrin karşı (kuzey) kıyısına geçtikten sonra devam eden yolculuğumuzda daha sonra sırasıyla VarvKollahedGräskärrKungsbackaYsbyhultVarlabergVarla,Arendal ve Lerdalen köylerini geride bırakıyoruz ve böylece Hallanda (İsv. Hallands län) il topraklarını bitirip merkezi ? gitmek istediğimiz ? Göteborg şehri olan Batı Götlanda (İsv. Västra Götalands län) il topraklarına giriyoruz.


     Bu bizim İsveç'teki 3. ve son ilimiz. Bundan sonra İsveç'te geçireceğimiz bütün günlerimiz de bu ilde geçecek.

     Şu anda yeni girdiğimiz bu ilin topraklarında, amacımız vilayetin merkezi olanGöteborg şehrine varmak ve oraya da sadece 22 km'miz kalmış durumda. Yaklaşıyoruz?

     Batı Götlanda (İsv. Västra Götalands län) il topraklarına girince, karşımıza çıkan ilk yerleşim birimi Ingemantorp köyü oluyor. Daha sonra sırasıyla LindomeHallebo,Gastrop ve Fagered adlı köyleri geri bırakıyoruz ve yolumuzun sağ (doğu) tarafına düşen Sag Gölü (İsv. Sagsjön) adlı güzel bir gölün yanından geçiyoruz.


     Sag, İsveç'te gördüğümüz 4. göl. Toplamda ise bu gezide gördüğümüz 8. göl.

     Gölü geçtikten sonra TålleredHeljeredBöletKålleredTorrekullaAlveredÖ BalltorpAlveredsnäs köylerini geçerek Mölndal ilçesine ulaşıyoruz.

     Göteborg'a bağlı 38 bin 608 nüfûslu Mölndal ilçesini geçtikten sonra daLackarebäck köyünden geçiyor ve nihayet İsveç'in 2. büyük (başkent Stockholm'dan sonraki en büyük) şehri olan güzelim Göteborg'a varıyoruz.

     Göteborg'dayız, dostlar?

     Batı Götlanda (İsv. Västra Götalands län) ilinin merkezi olan Göteborg, İsveç'in 2. büyük şehri, başkent Stockholm'dan sonraki en büyük şehir. Ve inanılmaz güzellikte bir şehir.

     Göteborg'a güney tarafından girince, ilk girdiğimiz semt Toltorp oluyor. Bir de şehre girince, üzerinde bulunduğumuz E 6 otoyolunun ismi Kungsbackaleden oluyor.

     Kungsbackaleden üzerinde seyrederek Krokslätt ve Skår mahallelerinden geçiyoruz ve Örgryte semtine kadar geliyoruz. Örgryte semtinde, Liseberg Tramvay İstasyonu'nun bulunduğu noktada direksiyonu sola kırarak Örgrytevägen (= Örgryte Caddesi) adlı caddeye giriyoruz.


     Bu cadde üzerinde bir süre gittikten sonra, Göteborg Körsvägen Tramvay İstasyonu'nun bulunduğu noktada direksiyonu sağa kırarak Södra Vägen (= Güney Yolu) adlı uzun ve geniş caddeye giriyoruz.

     Göteborg'daki kardeşlerimizin bizi beklediği ve yemeklerimizi yiyeceğimiz restoran, bu cadde üzerinde.


     Burası, Göteborg'un Lorensberg semti.

     Akşam yemeğini yiyeceğimiz ve kardeşlerimizin bizi beklediği, ayrıca kendilerine ait olan Tara's Restaurang adlı nezih restoran, Södra Vägen ? 24 adresinde bulunuyor.

     Bizler yolun karşı tarafına park ediyoruz arabayı.


     Arabadan dışarı çıkar çıkmaz, Frankfurt'tan Elazığ'a gitmiş gibi rahatlamış hissediyorum kendimi. Kolay değil; sabah kahvaltısından sonra başlayarak gecenin bu saatine kadar direksiyon sallıyorum. Hem de tek seferlik değil; dura dura, geze geze. Tââââ Almanya kıyılarının hemen karşısında yer alan, Danimarka'nın Deniz Ülkesi / Zelanda (Dan. Sjælland) iline bağlı ve Lollanda (Dan. LollandAdası üzerinde yer alan Rødby nahiyesinin Rødbyhavn liman köyünde sabah kahvaltısından hemen sonra başlayan yolculuğumuz, İsveç'in 2. büyük şehri ve Batı Götlanda (İsv. Västra Götalands län) ilinin merkezi olan Göteborg şehrinde noktalanıyor. Yolculuğa başladığımız köy Baltık Denizi kıyısında, yolculuğu tamamladığımız şehir Kuzey Denizi kıyısında?


     Arabadan dışarı çıkar çıkmaz, yolun karşı tarafından bir beyefendinin gülümseyerek bize doğru geldiğini görüyoruz. Henüz tanışmadık ama, bu galiba bizi bekleyen Şükrü abi olmalı.

     El sallıyor, doğru tahmin etmişiz. Biz de kendisine el sallıyoruz.

     Yanımıza gelince,

     ? Wêy wûn xêr haaaatın, xêr haaaatın. Wûn ser serê mın û ser çavê mın haaaatın? (Vay siz hoş geldiniiiiz, hoş geldiniiiiz. Siz başım gözüm üstüne geldiniiiiz?), diyor.

     Öylesine bir sarılıyoruz ki birbirimize, anlatması imkânsız. Öylesine içten, öylesine candan?

     Bu kucaklaşma, çok farklı bir kültür, çok değişik bir kültürel özellik.


     Eğer ben bir Müslüman değil de, başka bir dînin mensubu olsaydım, örneğin bir Hristiyan olsaydım, ya da bir Yahudî, Budist veya Hindu, emin olun, Müslümanlar'ın kendi aralarındaki sadece bu davranış biçimine bakarak bile Müslüman olurdum. Ve zaten, Müslümanlar arasındaki sadece bu davranış biçimini görüp etkilenerek Müslüman olmuş olan Almanlar tanıyorum ben.

     Bunu sadece orada yaşanan bir anlık olay için söylemiyorum. Fas'tan Endonezya'ya tüm İslam dünyasını gezin; bütün Müslüman toplumlarında şahîd olursunuz bu davranış şekline. Özellikle de Kürt toplumunda.


     Düşünün; birbirlerini daha önce hiç görmemiş, karşılaşmamış olan iki insan, ilk kez görüyorlar birbirlerini, ilk kez karşılaşıyorlar, yeni tanışıyorlar. Öyle resmî bir tavırla tokalaşmak yok; yüzüne karşı gülümseyip "Memnun oldum" demek yok! Ellerini uzatarak değil kollarını açarak hareket ediyorlar birbirlerine doğru. Kollar tokalaşmak için değil sarılıp kucaklaşmak için kullanılıyor.

     İlk kucaklaşmada sımsıkı sarıl, en az 20 saniye bırakma adamı, resmen sık suyunu çıkar, sonra kollarını sarılı tutarak ve sadece başını arkaya çekerek yüzyüze gel, birbirinize güzel birşeyler söyleyin gülerek, sonra bu kez de öbür taraftan bir daha kucaklaşma, bir daha sık suyunu çıkar.


     Hayatında ilk defa görüyorsun onu, ilk defa karşılaşıyorsun. Hoş gıyaben bir tanışıklık olsa da, yüzyüze tanışmak farklı şey tabiî ki.

     Böyle birşey, inanın bana, dünyada hiçbir medeniyette yok!

     Sadece İslam toplumlarına özgü bir güzellik bu. Ve tabiî ki, İslam'dan kaynaklanan bir güzellik.

     Kucaklaşıp hal hatır sorduktan sonra, hep beraber Södra Vägen adlı yolun karşı tarafına geçiyoruz.


     Karşı tarafta, yol üzerinde bulunan ve hem içeride hem dışarıda oturma yeri olan"Tara's Restaurang" adlı nezih restorana geldiğimizde, Şükrü abinin kardeşi Muhammed abi karşılıyor bizi. Selamlaşıp hal hatır soruyor ve O'nunla da tanışıyoruz.

     Batı Götlanda (İsv. Västra Götalands län) ilinin merkezi Göteborg şehrinde yaşayan Şükrü Duran ve Muhammed Duran kardeşler, Adıyaman'lıdırlar. Adıyaman(Kürt. Semsur) ilimizin Besni (Kürt. Beheşti) ilçesindendirler.

     Restoranı, Şükrü abinin kardeşi Muhammed çalıştırıyor. Şükrü abi, Göteborg'da bir bilgisayar şirketinde yönetici olarak çalışıyor. Ekonomik durumları ? Allah'a şükür ? iyi ikisinin de.


     Ancak Muhammed Duran, bu restoranı tek başına çalıştırmıyor. Bir ortağı var. Ortağı ise, kendisiyle yarın tanışacağım hemşehrim, Elazığ (Kürt. Mezire) ilimizinArıcak (Kürt. Miyalan) ilçesinden Yusuf Ulu.

     Bizi buraya davet eden ve misafir edecek olan Şükrü abinin kardeşi Muhammed'in ortağının bir Elazığlı olduğunu öğrenmem, sevincimi ikiye katlamıştı. Yusuf'la bir an önce tanışmak için sabırsızlanıyordum.

     Sonuçta Elazığ dedin mi akan sular durur; ismini besmelesiz ağzına alamazsın (büyük günâhtır) ve Elazığ ismini duyduğunda hemen abdest alıp iki rekât şükür namazı kılman lazım.


     Fakat Adıyaman ? Besnili Muhammed Duran ile Elazığ ? Arıcaklı Yusuf Ulu, yalnızca Södra Vägen adlı caddenin 24 numaralı adresinde bulunan bu "Tara's Restaurang" adlı restoranı çalıştırmıyorlar. İkisi beraber, aynı zamanda bu aynı caddenin 32 numaralı adresinde (yani hemen birazcık ötesinde) bulunan "Bistro Södra 32" adlı yemekli café'yi de çalıştırıyorlar. Bu iki ortağın aynı cadde üzerinde iki işyeri var. İkisi de yemek ? içecek ancak "Tara's Restaurang" yemek ağırlıklı iken,"Bistro Södra 32" içecek ağırlıklı.

     Bizler şu anda "Tara's Restaurang"dayız ve akşam yemeği yiyeceğiz. Dışarıdaki masalardan birinde, açıkhavada oturuyoruz. Ana yolun kenarında olduğu için, cadde işlek, insanlar gelip geçiyor. O kadar güzel bir ortam ki, tam sevdiğim ortamlar bunlar?

     Göteborg'da toplam 1152 restoran bulunuyor. 4 yıldızlı ve 100 kişilik oturma yeri bulunan Tara's da bunlardan biri.


     Tara's Restaurang'da Anadolu lezzetinin, özellikle Akdeniz mutfağının en leziz yemeklerini yemeniz mümkün. Balık çeşitleriet ve tavuk ızgara çeşitlerisulu yemeklerçorbalarsarma ? dolma anonim şirketimantı halk cumhuriyetifırın yemeklerihamur çeşitlerimezeler; Türkiye'de ne yiyorsanız burda da yiyebilirsiniz. Yemekler oldukça lezzetli olmasına rağmen fiyatlar gayet mütevazi. Çok ucuz. Meselâ biz tek kuruş ödemedik. O yüzden olacak, günün her saati dolu. 

     Tara's Restaurang, Pazartesi ? Perşembe günleri arası saat 16:00 ? 23:00 arası, Cuma günleri saat 16:00 ? 01:00 arası, Cumartesi günleri saat 12:00 ? 01:00 arası, Pazar günleri de saat 13:00 ? 22:00 arası açık. (Tara's Restaurang web sitesine girip daha ayrıntılı bakabilirsiniz: www.restaurangtaras.se)


     Biraz sonra yemekler masaya geliyor.

     Balık ızgara tabiî. Balık çok sevdiğimi artık Balkanlar'daki Arnavutlar'dan ve Makedonlar'dan tutun İran'daki Mazenderîler'e varıncaya, Kenya'daki Kikuyular'dan ve Masailer'den tutun Arakan'daki Rohingyalar'a varıncaya, Hollanda'daki Frizler'den tutun İskandinavya'daki Vikingler'e varıncaya kadar bütün dünya bildiği için, bize balık ızgara hazırlamışlar.

     Nefis bir balık menüsü hazırlamışlar. Resmen büyülendim. Hayâl mi görüyorum diye yüzümü tokatladım ama hayâl değimiş.


     Masamıza o balık ızgaraları koyduklarında sevinç ve heyecandan gözlerim faltaşı gibi açılmış, vücûdumun beşerî kimyası bozulmuş, hücrelerimdeki DNA ve RNA'lar kolbasti dansı oynamaya başlamış, endoplazmik retikulumlarım ve granüllü ekzoplazmik retikulumlarım yer değiştirmiş, golgi aygıtı ile lizozomların oluşturduğu yapı tamamen tahrip olmuş, alyuvarlarım ile akyuvarlarım sevinçten zılgıt çekmeye başlamış, mitokondrilerim ve klorofillerim fotosentez yapmış, ribozomlarım ve amino asitlerim "lorke lorke" deyip halay çekmeye başlamış, prokaryot kloroplastlarım ve ökaryot lökoplastlarım halı saha maçı yapmaya başlamış, miyofibril ve miyoflamenter antizotrop sarkomerlerim ve izotrop nebulinlerim mayoz ve mitoz bölünme geçirmiş, vücûdumdaki ökaryot hücrenin içindeki veziküller ve sentriyoller birleşip sitoplazmaya karşı askerî darbe yapmaya kalkışmış, hücre zarımdaki peroksizomlar olağanüstü hal ilan edip plazmodesmataları vücûdumdan dışarı atmak için kanun hükmünde kararname çıkartmış, solunum sistemimdeki omuriliğin içinde yer alan tilakoid kloroplastlar koful tonoplastlara karşı bağımsızlık referandumuna gitmiş, midemdeki patojen bakterilerin polihedral zarında bulunan peptidoglikanlar konuyla ilgili bir makale kaleme almış, boğazım ile göğsümün birleştiği yerde bulunan telkoik asit makromolekkülerin içindeki lipopolisakkaritler ile kambilobakterler arasında etnik ve mezhebî çatışmalar yaşanmış, lipidler ve lipoproteinler alpha ? helix proteinin üzerinde karşılıklı oturup nargile çekmiş, gamma globulinlerim ve hidroperoksitlerim toplanıp kovalentlerim içinde barbekü partisi düzenlemiş, E = mc² formülündeki enerjisi hızlı bir ivme kazanan kalp atışlarımın sayılarının OBEB ve OKEK'i karşılıklı tavla oynamaya başlamış, nefes alırken düğümlenen boğazımın ters hiperbolik fonksiyonları iflâs etmiş, gama fonksiyonu yerden kesilen bacaklarımın titreme geçiren gauss integrallerinin kosinüs alfası ile sinüs betası "yaylalar yaylalar" şarkısını söylemeye başlamış, logaritmik bademciklerimin iç açılarının toplamı ile trigonometrik bademciklerimin ikizkenar açıları birbirine âşık olmuş, bakışlarımdaki "göz gez arpacık" üçgeninin hipotenüsü olduğu gibi meydana çıkmıştı. Balıkları görünce öyle bir "Allah Allah" çekmiştim ki, Kürdistan'ın bağımsızlığına karşı çıkmak için Tahran'a giden Ateist Doğu Perinçek'in İran İslam Cumhuriyeti mollalarıyla birlikte "Allah Allah" çekmesine bile takvâ yönünden beş çekerdi, Pêşmerge çarpsın ki.


     Yemeklerimizi yedikten sonra çaylar eşliğinde sohbete koyuluyoruz.

     Sohbetimiz saatlerce sürüyor. Sanattan edebiyata, siyasetten spora, Türkiye'deki adalet mücadelesinden tutun Kürt sorununa kadar hemen her konuda sohbet ettik, fakat neler konuştuğumuzu burada anlatmayacağım. (Türkiye henüz buna hazır değil)

     Sohbet de bittikten sonra kalkıyoruz artık. Restoranın sahibi Muhammed abiden hatır istiyoruz. O'nun abisi Şükrü abi ile beraber evlerine gitmek üzere yola veriyoruz.


     Şükrü abinin evi, Odinsplatsen (= Odin Yeri) semtinde. Odin, biliyorsunuzdur muhakkak, eski İskandinavya Tanrısı. Odin (eski İskandinavya dilinde Óðin), İskandinav mitolojisindeki ve Hristiyanlık öncesi dînlerindeki en büyük tanrıdır.

     Şükrü abinin aslında Göteborg'da iki tane evi var. Bu gece bizi oradaki evine götürecek.

     Tara's Restaurang önünde başlayan yolculuğumuz, Södra Vägen (= Güney Yolu)adlı caddeden çıkıp Korsvägen adlı caddeye, ordan da Skånagatan adlı caddeye girerek devam ediyor. Daha sonra bu uzun yol boyunca seyrederek Odinsplatsensemtindeki Stampen mahallesine varıyoruz.


     Etraf karanlık. Şükrü abinin kaldığı apartmanın parkına girip, çıkıyoruz dışarı.

     Beraber asansörden eve çıkıyoruz. İçeri giriyoruz.

     Eve vardıktan sonra, önce abdestlerimizi alıp namazlarımızı kılıyoruz. Tabiî seferî olduğumuz için, birleştirerek.


     Sonra Şükrü abi güzel bir çay demliyor bize. Odin razı olsun. İskandinavya Tanrısı Odin bugün çok sevap yazmıştır Şükrü abiye, kesssin! Adam bize hem yemek yedirdi, hem çay demledi, hem de bizi misafir ediyor. Odin bütün bunları görüyordur muhakkak.

     Çaylar eşliğinde, bir yandan sohbet ediyoruz, bir yandan da yarın için planımızı yapmaya çalışıyoruz.

     Yarınki planımız şöyle şekillendi: Sabah erkenden yola çıkıp Norveç'e, Norveç'in başkenti Oslo'yu gezmeye gideceğiz. Akşama kadar Oslo'da vakit geçireceğiz. Fırat'ın Oslo'da akrabaları olduğu için, gezdikten sonra O'nu Oslo'daki akrabalarına bırakacak, Şükrü abi ile ben akşam geri döneceğiz Göteborg'a. Yani üç kişi gideceğiz Norveç'i gezmeye ama iki kişi geri döneceğiz, Fırat'ı orada bırakacağız. Oslo'yu gezmek ve görmek isteyen tabiî ki ben, orda kalmak isteyen de Fırat'ın kendisi.

     Bu şekilde anlaşıyoruz.


     Benim için şahane günler, bu yaşadığım günler. Dün, ömrümde ilk kezDanimarka'yı görmüştüm. Bugün, ömrümde ilk kez İsveç'i gördüm. Yarın da, ömrümde ilk kez Norveç'i göreceğim.

     Ma bundan daha iyisi ne olabilir?

     Bundan daha iyisi, 25 Eylül'de Kürdistan'ın bağımsızlığını görmektir.

sediyani@gmail.com

     SEDİYANİ SEYAHATNAMESİ

     CİLT 10

FOTOĞRAFLAR:

Batı Götlanda (İsv. Västra Götalands län) ilinin merkezi olan Göteborg, İsveç'in 2. büyük şehri, başkent Stockholm'dan sonraki en büyük şehir. Ve inanılmaz güzellikte bir şehir. (İSVEÇ)

Bizler şu anda "Tara's Restaurang"dayız ve akşam yemeği yiyeceğiz. Dışarıdaki masalardan birinde, açıkhavada oturuyoruz. Ana yolun kenarında olduğu için, cadde işlek, insanlar gelip geçiyor. O kadar güzel bir ortam ki, tam sevdiğim ortamlar bunlar?(İSVEÇ)

Tara's Restaurang'da Anadolu lezzetinin, özellikle Akdeniz mutfağının en leziz yemeklerini yemeniz mümkün. Balık çeşitleriet ve tavuk ızgara çeşitlerisulu yemeklerçorbalarsarma ? dolma anonim şirketimantı halk cumhuriyetifırın yemeklerihamur çeşitlerimezeler; Türkiye'de ne yiyorsanız burda da yiyebilirsiniz. Yemekler oldukça lezzetli olmasına rağmen fiyatlar gayet mütevazi. Çok ucuz. Meselâ biz tek kuruş ödemedik. O yüzden olacak, günün her saati dolu. (İSVEÇ)

Nefis bir balık menüsü hazırlamışlar. Resmen büyülendim. Hayâl mi görüyorum diye yüzümü tokatladım ama hayâl değilmiş.

Göteborg'da toplam 1152 restoran bulunuyor. 4 yıldızlı ve 100 kişilik oturma yeri bulunan Tara's da bunlardan biri. (İSVEÇ)

GÖTEBORG HATIRÂSI

SOLDAN SAĞA ? Fırat Erol (memleket Bitlis)İbrahim Sediyani(memleket Elazığ ? Karakoçan)Şükrü Duran (memleket Adıyaman ? Besni) ve Muhammed Duran (memleket Adıyaman ? Besni).

26 Mayıs 2017

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.